Türkiye, ekonomik krizden kurtulacak mı? Mehmet Şimşek beklenen kurtarıcı olur mu?

Cumhurbaşkanlığı seçimi ikinci turda sonuçlandı. Ve Cumhurbaşkanı Erdoğan yaklaşık 4 puan farkla ipi önde göğüsleyerek milletimizden bir 5 yıl daha yetki almış oldu. Sonuçların hayırlı olmasını temenni ediyoruz. 

Seçimler bittikten sonra asıl gündemimiz ekonomiye de geri dönmüş olduk. Gerçekten hükümet ekonomik anlamda ciddi bir enkazla karşı karşıya. Bu enkazın oluşmasında baş sorumlu da şimdiki hükümet zaten. Rasyonel olmayan ekonomi politikaları, ben yaptım oldu anlayışı, makro ekonominin temel prensiplerinin aksine atılan adımlar bu enkazın büyümesinde önemli rol oynadı. Tabi burada dünya ekonomilerinin genelinde yaşanan resesyonun ve geçtiğimiz yıl geride bıraktığımız kovid pandemisinin olumsuz etkilerini de dış etkenler olarak belirtmek gerek. Fakat bunlardan etkilenen bütün devletler gerekli tedbirleri alırken biz Türkiye olarak bu konuda geride kaldık. Akp hükümeti öylesine kötü bir yönetim sergiledi ki görevi yeni devralan bakan Mehmet Şimşek bakanlık devir teslim töreninde bile uygulanan bu yanlış politikalara adeta tepki gösterip bundan sonra rasyonel politikalara döneceğiz demek zorunda kaldı. Kötü yönetim bir tarafa makro verileri bile şeffaflık içinde yayınlamadı. Ne enflasyon verilerine ne de diğer göstergelere ne içerde ne de dışarda itibar eden kalmadı. Oysa ekonomi politikasını rasyonel zemine döndürmenin ilk adımı enflasyonu gerçeklere göre hesaplamak ve açıklamaktır. Gerçeği görmek doğru teşhis koymayı, doğru teşhis koymak doğru tedaviyi getirir. Gerçek enflasyonu görmeden doğru ekonomi politikası uygulanamaz. İşte bu şartlarda yeni ekonomi yönetimi ve sorumlu bakan göreve başlıyor.

Yeri gelmişken burada Mehmet Şimşek'e de parantez açmak gerek. Hazine ve Maliye Bakanlığı görevini Nurettin Nebati'den devralan Şimşek daha önce de Ak Parti Hükümetlerinde aynı pozisyonda görev almıştı. 2009-2015 yılları arasında Ekonomiden Sorumlu bakanlığı yürüten Şimşek yabancı sermayenin ve uluslararası finans kurumlarının yakından tanıdığı bir isim. Bu özelliği sayesinde CB Erdoğan tarafından yeniden ekonominin başına getirildi. Yabancı sermaye için güven verici bir ismin ekonominin başında olması Türkiye'nin sürdürülebilir ve daha düşük maliyetli borçlanması için de çok önemli. Haliyle biz üreten değil tüketen bir ekonomiyiz. Ve pekçok hizmetin finansmanın sağlanması, maaş ve primlerin ödenmesi, hatta yatırımlar için en önemli kaynak borçlanma kalemi. İşte tüm bu durumlardan dolayı Mehmet Şimşek yeniden ekonomi yönetiminin başında. 

Benim yaş grubumda olanlar ve daha büyükler, 2000'lerin başında Ecevit Hükümeti döneminde ülkemizde yaşanan ağır ekonomik krizi bitirmek için gelen Kemal Derviş ismini iyi bilir. O dönem yaşanan kemer sıkma politikaları hala hafızamızda. Bugünkü gibi yüksek enflasyon, döviz kurlarının sürekli yükselmesi, IMF 'nin ekonomi yönetime müdahaleleri, bitmek bilmeyen stand by anlaşmaları, yüksek maliyetli borçlanmalar vesaire. İşte tam da o döneme benzer bir sürecin içinden geçiyoruz. Tabiri caizse Mehmet Şimşek de ikinci Kemal Derviş demek yanlış olmaz. Kemal Derviş giderken daha ağır bir tablo bırakmıştı ama umarım bu Mehmet Şimşek ve Türkiye için benzer olmaz.

Mehmet Şimşek kendi başına kayar alabilecek mi? Bence Erdoğan'ın bugüne kadarki davranışları bunun cevabını veriyor. Külliyede paralel bir ekonomi kurulu var. Hatta bütçeyi bile CB Strateji Daire Başkanlığı yapıyor. Yani bakanın suanki sistemde çok da etkisi olacak mı, atacağı radikal adımlara CB Erdoğan ne kadar tahammül edecek bunu zaman gösterecek.

Bu noktada döviz kurlarının yükselişine de dikkat çekmemiz lâzım. Özellikle seçimlerin akabinde dolar kuru freni boşalmışcasına yükselmeye devam ediyor. Merkez Bankası'nın artık elinde döviz kalmadığı hatta kasası ekside olduğu için piyasaya müdahale edemiyor. Kimi ekonomistler ise bu durumun bilinçli olarak kurgulandığı ve özellikle dolar kurunun yükselişine bilinçli olarak için verildiğini söylüyor. Aslında bu senaryo mantık dışı değil. Çünkü yabancı yatırımcının ülkemize borç verme şartlarından biri de sermaye ve finans piyasalarının kendi doğal akışı içinde olduğunu görmesidir diyebiliriz. Yabancı sermaye Türkiye'nin özellikle CDS yani risk priminin yükselmesi karşısında oldukça tedirgin. Haliyle piyasaya suni müdahaleler yapılmasına oldukça olumsuz tepki veriyor. Yeni ekonomi yönetimi bu gerçekten hareketle özellikle finans piyasalarına daha az müdahalede bulunacaktır. Aynı şekilde Merkez Bankası'nın aylık periyodda açıkladığı politika faizini de yükselteceğine kesin gözüyle bakılıyor. Son bir yıldır başta ABD olmak üzere birçok ülkenin merkez bankaları enflasyonist baskıdan kurtulmak için sürekli faiz artırırken biz ise faizleri sürekli düşürüyorduk. Gerçi ne bankalar ne de diğer finans kurumları bu faiz indirimlerine hiçbir zaman itibar etmedi. Piyasa faizleri Merkez Bankası politika faizinin aksine yükseldikçe yükseldi. Faizler yükseldiği gibi enflasyon da yükseldi. Ve geldiğimiz noktada cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ın faiz sebep, enflasyon sonuçtur tezinin çöktüğü de belgelenmiş oldu. 

Gelelim sonuç kısmına. Ülkemiz için olması gereken ne? Aslında ne yapmalıyız? Bu cendereden nasıl çıkarız sorusunun cevabına...

Şu kısmın altını özellikle çözmek istiyorum. Ülkemiz malesef üreten bir ekonomi değil. Tüketim harcamalarimiz üretimimizden çok daha fazla. Bu durum iç ve dış borç kalemlerimizde de kendini gösteriyor. Gelir adaletsizliği toplum içinde çok ciddi bir şekilde kendini gösteriyor. 

Ekonomi yönetiminin acil önceliği işte burdan başlamalı. Üretim ekonomisine geçmek için yurdun her bölgesine fabrikalar açılmalı. İstihdam alanları oluşturulmalı. İşsizlik ne kadar çok azaltılırsa üretim de o kadar artacaktır. Bu sayede her bir vatandaşın alım gücü de yükselecektir. Üretim yani arzın artması ile enflasyon arasında ters ilişki olduğundan enflasyon da düşüşe geçecektir. Bir diğer önemli konuda hem devlet kurumlarında hem de toplumda israfin engellenmesi olmalı. Gereksiz harcamalar kamu kurumlarında durdurulmalı. Ülkemiz uzun yıllar boyu tarım ve hayvancılık ülkesi idi. Fakat geldiğimiz noktada malesef tarım ve hayvancılık bitme noktasında. O halde tarım ve hayvancılığa özel önem gösterilmeli ve yeniden kendi kendi üreten bir ülke olmalıyız. Borçlanarak büyümeyi derhal terkedip üreterek büyüme stratejisini benimsemeliyiz. Eğer doğru planlamayı yapabilirsek ve sabırla bu yolda yürürsek dünyanın dev ekonomileri ile aynı ligi paylaşabilir, Almanya, Fransa, Güney Kore, Japonya gibi gelişmiş ülkelerin seviyesine de çıkabiliriz.

Yeni ekonomi yönetimi bunları başarabilir mi? Eğer mantalite değişirse elbette bu sonuç alınabilir. Ama Mehmet Şimşek önceki dönemi gibi ülkenin borç çevirimini kolaylaştırmak için iş başına geldiyse bu hedefleri yakalamak imkansız olur. Umalım ki ülkemiz için güzel günler çok yakın olsun. Yeniden görüşmek üzere Allah'a emanet olun...

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

İkinci Erbakan, Temel Başkan!

Bakan Şimşek gidiyor mu? Ekonomide bir kez daha sil baştan...

En kötü senaryo: Sahada kazanıp, masada kaybetmek!