Kılıçdaroğlu'nun seçimi: Gitmek mi zor, kalmak mı?
Türkiye'de seçim sonuçları her dönemin, her partinin esas belirleyicisi olmuştur. Seçimlerden kamuoyunun beklediği şekilde başarı ile çıkamazsanız, bir sonraki seçimde de halkın karşısına çıkmak için en önemli kriterinizi de kaybetmiş olursunuz. Kredibiliteniz hem halk, hem de parti, hem de içinde olduğunuz ittifak nezdinde sorgulanır hale gelir. Geçtiğimiz ay iki tur halinde yapılan Cumhurbaşkanlığı seçimleri sonucunda Millet İttifakının lideri Kemal Kılıçdaroğlu'nun başına gelen de bu oldu. Yüzde 47,92 ile seçimi kaybedince bir anda tüm kesimlerin hedef tahtası haline geldi. Kendi partisinin seçmenin gözünde bile...
Aslına bakarsanız sol orjinli bir siyaset gelenenğinden gelen, üstüne üstlük kimlik siyaseti gibi kirli bir progandaya bile maruz kalan Kemal Kılıçdaroğlu yüzde 48 gibi bir oy oranı alarak hiç de azımsanmayacak bir oya ulaşmıştı. Bugüne kadar ne CHP, ne de başka bir sol partiden hiçbir isim bu kadar oy alamamıştı. Hatta bu oy oranının üstüne çıkabilen tek bir siyasetçi oldu o da rakibi ve son seçimde yarıştığı Recep Tayyip Erdoğan. Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ne kadar kirli bir propaganda üzerinden yapıldığı malum. Erdoğan, siyasi rakibini saf dışı edebilmek için devletin tüm imkanlarını tek başına kullanarak, medyanın yüzde 90'ını elinde tutup rakibine gün yüzü göstermeyerek, hatta mitinglerde montaj kasetlerle rakibini kötüleyerek bir seçim çalışması yürüttü. Buna rağmen 2. turda zor da olsa seçimi ancak kazanabildi. O da sadece 4 puan farkla. Bu gerçekleri dikkate aldığımızda Kılıçdaroğlu için "kesinlikle başarısız oldu" demek bence çok da doğru bir yargı olmayacaktır. Ama gelinen noktada, Türkiye'nni siyaset reelpolitiği bunu elbette başarı değil, başarısızlık olarak görür.
Şimdilerde bir yandan CHP, öte yandan Millet İtifakı'nın ikinci dominant gücü İyi Parti'nin muhalif kesimlerinde Kılıçdaroğlu'nun mevcut pozisyonunu koruyarak yeni bir seçime girmesi yeni bir faciaya neden olacağı algısı var. Onlara göre Kılıçdaroğlu zaten tartışmalı adaydı ve kendini zorla kabul ettirerek kazanılacak bir seçimin kaybedilmesine neden olmuştu. Konumuz İmamoğlu, Yavaş yada başka bir adayın seçimi kazanıp kazanamayacağı değil ama Erdoğan'ın montaj kaset ve söylemlerle dolu dinsel ve milliyetçi argümanlar içeren seçim kampanyasına karşı bir başkasının mutlaka kazanabileceğini iddia etmek zorlama bir yorum olur diye düşünüyorum.
Tekrar asıl konumuza dönelim. Kılıçdaroğlu'nun son dönemde muhalefetin toparlanıp Erdoğan'a karşı ciddi anlamda tehdit oluşmasında baş aktör olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. 2016 sonrasında başlayan bu akım önce İyi Parti'ye kendi içinden milletvekili vererek İyi Parti'nin grup kurmasını sağlamış, arkasından yanına Saadet Partisi ve Demokrat Parti'yi de alarak Millet İttifakının temelinin oluşması sağlanmıştır. Millet İttifakı'nın oluşumunda Saadet Partisi ve Temel Karamollaoğlu'nun da çok kritik bir rolü var onu da başka bir yazıda ifade etmek gerek. Türkiye'nin Türk tipi başkanlık sistemine geçtiği dönem sonrasında en zıt görünen partilerin bir araya gelmesi bir zorunluluk halini alsa da bunu başarmak kolay olmadı. Erdoğan'ın zaman zaman 6 benzemez diye nitelediği, kimi zaman da Hdp üzerinden 6+1 dediği masa 2018 seçimlerinde önemli bir sınav vermiş, 2023 seçimlerinde ise seçimi kazanmayı kıl payı farkla kaçırmıştı. CHP ve Kılıçdaroğlu "helalleşme" çağrısı ile karşıt görüşteki partileri yanına çekmeyi başarmış dahası bu çağrı seçmen nezdinden de bir ölçüde yankı bulmuştu. İktidardaki AKP yöneticilerinin sivri dilli çoğu kez de ayrıştırıcı dil kullanmalarına karşın Millet İttifakı bileşenleri toplumun birleşmesini savunmuş ve bütünleştirici mesajlar vermişti.
Peki Kılıçdaroğlu seçim sonuçlarını nasıl okuyacak? İşte burası önemli. Millet İttifakının kazanımlarının heba olmasını istemeyen herkes şunu bilmeli ki, şu aşamada bir istifa doğru sonuç getiremeyecektir. CHP içinde bir değişim ihtiyacı bir gerçek. Ama bunun sebep olacağı sonuçlar sadece CHP'yi değil ittifak içindeki tüm partileri etkileyeceği için süreç acele etmeden, etraflıca düşünerek sonuçlandırılmalı.
Ortada kaybedilmiş bir seçim var. Ama ondan önemlisi yılların birkimi olan strateji ve ortak aklı kaybetmek tehlikesi de var. İşte bu tehlikeye karşın tüm paydaşların konumlarına yakışır tutumlar takınması ve gayret etmesi gerekir. Çünkü ülkenin en son ihtiyacı olan şey dağınık ve biribirini suçlamaktan zevk alan muhalefet görüntüsüdür.
Yorumlar
Yorum Gönder